Dinlemek


İnsan yaşamında,konuşmak ve susmak kadar dinlemenin de büyük bir yeri ve önemi olduğunu biliyoruz. Burada önemli olan,söyleyen kadar dinleyenin de aklin,mantığın ve bilginin kurallarına uygun davranmasıdır. Eğer bir konuşmanın içeriği bundan yoksunsa ya da dinleyen,bir dinleyicide aranan niteliklerden yoksunsa,amaca varılamaz.

Kutsal kitaplardaki ” Önce Söz Vardı “ deyimi,sözün önemini vurgularken,ayni zamanda dinlemenin de önemini kapsadığı kanısındayım. Yoksa dinleme olmasaydı sözün ne önemi olabilirdiki.

Konuşma,varlığını dinlemeye borçludur. Bu nedenle iyi bir dinleyici olmadan,iyi bir konuşmacı olamayız. Sosyal yaşamımızda da dinleyerek,konuşmayı ve bilgiyi öğrenirken,aile ve öğretmenlerin kullandığı uyarı sözcüklerinin başında ” DINLE “ geldiğini biliyoruz.

Dinleme eğitiminin başlıca amaçları;

    · Söylenen sözleri, kavramaları tam olarak anlayabilme,

    · Konuşulanı, okunanı anlayabilme,

    · Bilgi, düşünce ve haber alabilme,

    · Dinledikleri arasında neden-sonuç ilişkisi kurabilme,

    · Dinlediği konuşmanın ana düşüncesini kavrayabilme,

    · Dinlediğinin eksik, yanlış, abartılı, yararlı vb. yönlerini seçebilme,

    · Dinlediklerini tarafsız bir biçimde değerlendirebilme,

    · Dinlediklerine karşı hoşgörü duygusu geliştirebilmedir.

Halbuki dinlemeyi bir öğrenebilsek ve dinlediğimizden konuşan taraf emin olsa, ilişkilerimize bambaşka bir güven, huzur ve mutluluk yansıyacaktır. İletişim kopuklukları ve kazaları ortadan kalkacaktır. Bilgi düzeyimiz yükselecektir. Eski Sirach yazıtına göre ” Dinlemeyi seversen, bilgi kazanırsın ve eğer kulak kabartırsan akıllı olursun.

Dinlemek karşınızdaki kişiye ” saygı duymanın, sana değer veriyorum “ mesajı vermenin en iyi yoludur. Konuşmak için bir nedeni olan herkesi, dinlemek için de bir neden, mutlaka vardır.

Dinlemek okul sonrasında kullandığımız en yaygın öğrenme yoludur. Kendinizi incelerseniz, okul sonrası öğrendiklerinizin pek çoğunu dinleyerek öğrendiğinizi görürsünüz. Ayrıca dinlemek en kolay öğrenme yoludur. Kitap okuduğumuzdaki yorulma düzeyi ile, birini dinlerkenki yorulma düzeyi farklıdır. Göz kulağa göre daha az yorulmaktadır.

İnsanların dinlerken yorulmalarına neden olan şey nedir? 350 numaralı yol!

Şöyle ki, bir insanın beyni dakikada ortalama 500 kelime işleyebilmektedir.Buna karşın konuşan bir insanın, bir dakikada kullanabileceği kelime sayısı en fazla 150 kelimedir. Bunu da at yarışı sunucuları başarabilmektedir.

Dakikada 500 kelimeye ihtiyaç duyan beyin, konuşmacının gönderdiği 150 kelimeyi yetersiz bulmakta, kelimeler arasındaki sessizliklerde başka konulara atlamakta, konuşanın ifadelerine sadık kalamamaktadır. İşte bu duruma iletişim dünyasında 350 numaralı yol denmektedir.

Konuşmak ve susmak gibi,dinlemenin de bir sanat olduğu görüsü çok eskilere dayanmaktadır. Eski Yunan öğretisindeki diyalogun,zamanla kaybolup,yerini usta ya da öğretmenin anlattığı ve sorular sormadığı,öğrencinin de yanıt vermeyip sadece dinlediğini görüyoruz. Bu suskunluk zamanla daha da önem kazanarak,Pythagoras’ci kültürde,öğrencinin beş yıl boyunca sessizliğini koruması seklinde kurallaşıyor. Öğrenciler ders sırasında soru sormuyorlar ve konuşmuyorlar,dinleme sanatını geliştiriyorlar.

Dinleme sanatı hakkında ilk yazılı bilgileri Plutarkhos’un MS. 50-120 ” Dersleri Dinleme Sanatı “ adli yapıtında görüyoruz. Plutarkhos bu yapıtında ” Okula başlamanın ardından,tüm yetişkinlik yaşamımız boyunca LOGOS’u dinlemeyi öğrenmemiz gerektiğini söyler. Ancak bu şekilde neyin doğru,neyin aldatıcı olduğunu,neyin retorik,neyin gerçek olduğunu söyleyebileceğimiz için,dinleme sanatı büyük bir önem taşır. Dinleme,sizin ustalarınızın denetimi altında olmadığınız,ama Logoscu dinleme zorunda oldugunuz gerçegi ile baglantilidir” der. LOGOS Yunanca,usla kavrama,us ve usa dayanan söz,bilgi,bilim dir. Ayni zamanda logos,insanda düsünce,doga da yasadir.

Konunun tarihsel ve felsefi yönünün kisa bir özeti yaninda,sosyal ve psikolojik yönlerini ele alip arastirmaya çalistigimda,ne kadar az sey bildigimi anladim. Dinlemenin insan yasamindaki önemine karsin,nasil olur da bu kadar ilgisiz kalindigina baslangiçta bir anlam veremedim. Fakat konu hakkinda bilgilerim derinlesip genisledikçe,nedenini kavramaya basladim,kavramaya basladigim da, DİNLEMENIN ÇOK ZOR VE ÇETİN BIR İŞLEV VE AYNI ZAMANDA BİR SANAT OLDUĞU ” gerçeği idi.

Konuşma,varlığını dinlemeye borçludur. Bu nedenle iyi bir dinleyici olmadan,iyi bir konuşmacı olamayız. Sosyal yaşamımızda da dinleyerek,konuşmayı ve bilgiyi öğrenirken,aile ve öğretmenlerin kullandığı uyarı sözcüklerinin basında ” DINLE “ geldiğini biliyoruz. Bu uyarıya da uymada pek basarili olduğumuz söylenemez.

Bazı araştırmacılara göre; dinleme yeteneğinin geliştirilmesi ihmal edilmiştir. Şimdiye kadar dinleme yeteneğinin artırılması için,ilkokuldan yüksekokullara kadar öğrenciye su uyarıdan başka verilen esaslı bir şey yapılmamıştır.” Dikkat Ediniz “. Fakat dinleme düşünsel bir beceridir ve pratikle geliştirilebilir.

Yine yapılan araştırmalara göre,normal bir öğrenci üniversiteden oldukça iyi bir okuyucu ve kötü bir dinleyici olarak çıkar ve hayata atılır; fakat içinde yasamaya zorunlu olduğu toplumda ondan okuduğunun en aşağı üç kati dinlemesi istenir.

Dinlemek bir insanin rahatça oturup ses dalgalarının kulaklarına girmesine izin vermesi değildir. İyi dinlemek çaba ve katilim gerektirir. Fakat buna giden yollarda da bir çok engel vardır. Bunlarda biri de, bizim konuştuğumuzdan çok daha hızlı düşündüğümüzdür.

Basarili bir iletişim açısından gerekli olan ” anlayabilmek için dinleme “ kişinin rastlantılara bağlı olarak kendi kendisini eğitmesine bırakılmıştır. Bazı kişiler doğuştan iyi bir dinleyici olabilir; ne var ki, bu kişilerin şayisi azdır. İyi bir dinleyici olabilmek için, çoğu insanin bilinçli bir çaba harcaması ve yeni beceriler geliştirmesi gerekir.

Çoğumuz hep kendi sesimizi duyurmak için o kadar uğraşırız ki, iletişimin daha önemli yanının dinlemek olduğunu unuturuz. Kafaları yalnızca kendi söyleyecekleriyle meşgul olduğu için bizim söylediklerimizin tek kelimesini duymayan kimselerle konuşmanın ne tatsız bir şey olduğunu hepimiz tatmışızdır.

Dinlerken “anlamak” her zaman gerçekleşemiyor. Yanlış anlama ve anlaşılmalar da ortaya çıkabiliyor. Yanlış anlama ve anlaşılmaları önlemenin bir yolu, dinleyen kişinin dinlediğinden anladığının ne olduğunu geri iletim yoluyla belirtmesi olabiliyor. Geri iletim kullanarak dinlemeye “etkin dinleme” adı veriliyor. Geri iletimin “papağanlık” biçiminde olmayan bir davranışla gerçekleştirilmesi de bu işin koşulu. Dinleyenin konuşanın yalnızca duygularını açarak geri iletmesi ve kendi yorumunu yada duyguların açılarak geri iletilmesi, bireylerin kendi iç dünyalarında hap solmalarına engel olarak, karşılarındaki kişilerle etkili bir iletişim içine girmelerine yardım eder. Bireylerin birbirlerinin iç dünyalarına duyguların açılması yoluyla ulaşması derin ve doyurucu ilişkilerin yaşanmasını sağlar. Duygular, özellikle olumsuz olanlar söylenerek tüketildikleri zaman etkilerini kaybederler. Burada sözü edilen etki, duyguların insan ruhu üzerinde yaptığı küçük ya da büyük bir ağırlığa benzetilebilir. Tüketilerek kaybedilmesi bu yüzden insanın psikolojik durumuna rahatlık getirebilir. Özellikle çocuklar duygularını ayırt ederek ifade etmekte güçlük çekerler ve onları dolaylı bir şekilde açığa çıkarırlar. Ağlama, bağırma, oyuncağı fırlatma gibi davranışlar onların kızma, üzülme, sevinme gibi duygularının göstergesidir. Çocukluk döneminden itibaren duyguları açık ve dolaysız ifade edebilmeyi öğrenmek, sağlıklı iletişimlerin kurulabileceği bir yetişkinlik dönemi için olumlu bir temel oluşturur. Bu davranışı kazanmamış bazı yetişkinler de “zor insan” olarak yargılanmaktan belki böyle kurtulabilir. Kızgınlık duygusunu açamayarak, kızgınlık duyduğu kişinin her davranışından rahatsız olup, tepkisel davranan bir bireyde olduğu gibi.

İletişimin önemli parçalarından biri de dinlemektir.Araştırmacılar iletişim aktivitelerindeki en önemli payın dinlemeye adandığını bulmuşlardır.

Yöneticiler ve çalışanlar zamanlarını benzer şekilde harcarlar;

%42’sidinlemeye,

% 32’si konuşmaya,

% 15’i okumaya,

% 12’si yazmaya

Çok az yetenek; iletişimde dinleme yeteneğinden önemlidir. Şu ana kadar pek çok kişiye bunun nasıl yapılacağı hiç öğretilmemiş ya da öğrenmemişlerdir.Duymanın doğal bir işlev olduğunu ve dinlemenin çaba sarf edilmeden gerçekleşeceğine inanarak;dinlemeyle işitmeyi birbirine karıştırırız.

İşitmek dinlemekten daha farklı bir beceridir.İşitmek;fiziksel olarak duyulabilir sesleri alınması yeteneğine bağlıdır.Dinlemek ise birinin duyduğu üzerine düşünmesini gerektirir.Dinlemek zor iştir ve daha fazla enerji gerektirir.Kalp hızlanır,kan dolaşımı hızlanır,vücut ısısı yükselir.Dinlemek çok basit değildir.Kişinin duyduğu zihinden hızla silinir.10 dakikalık sözel bir takdimden sonra ,ortalama bir dinleyicide bunun % 50’si kalır. 8 saat geçtikten sonra,ortalama bir dinleyici konuşulanın sadece % 25’ini anımsayabilir.
İyi bir dinleyici olmak!Neler insanı iyi bir dinleyici yapar.Hepsi konsantrasyon ile başlar.Başkalarını içinde yoğun fiziksel ve psikolojik gürültü olan bir kanaldan dinleriz.

  1. Dinlemek saygıyı gösterir.
  2. Dinlemek ilişkiler kurar.
  3. Dinlemek bilgiyi artırır. “Dinlemeye istekli olmadıkça, zengin olmaya ne kadar yaklaştığınızı bilemezsiniz”
  4. Dinlemek fikir üretir.
  5. Dinlemek sadakat sağlar.
  6. Dinlemek, Başkalarına ve Kendinize yardım etmenin iyi bir yoludur.

Psikolog Doğan Cüceloglu’nun , Yeniden İnsan İnsana adli yapıtında, dinlemenin bir çok türü olduğunu görüyoruz.

Görünüşte dinleme : Bazen karsımızdaki kişi dış görünüşüyle dinliyormuş gibidir. Fakat iç dünyası bambaşka yerdedir, ya da kafasında bizim söylediklerimizden daha önemli bir konu vardır.

Seçerek dinleme : Kimileri konuşanın söylediklerinden sadece kendi ilgilendikleri bölümü duyar, diğer söylenenleri dinlemez. Bu tür dinleyiciler dikkatlerini çekecek bir sözcük ya da bir ifade ortaya çıkıncaya kadar ” görünürde dinleyici “ olarak kalırlar. İlgilerini çeken para, bir meslek, belirli bir kimse ya da cinsiyet gibi farklı konular olabilir. Eğer onların ilgilendiği bir konuda konuşmuyorsak, bir duvarın karsısına geçip konuşmamızdan pek farkı olmaz.

Duygusal dinleme : Sürekli olarak belirli duygusal tonu taşımak isterler. Ne söylerseniz söyleyin bu tip dinleyiciler, her söylenenden bir espiri veya bir hüzün çıkarmaya çalışırlar. Kendi ilgilendikleri duygunun dışında işittiklerini, hemen o anda unuturlar, bir daha hiç hatırlamazlar.

Savunmacı dinleme : Ne duyarsa duysun her söyleneni, kendine yönelmiş bir saldırı sayar ve hemen karsı savunmaya geçer.

Tuzak kurucu dinleme : Bu tipler hiç seslerini çıkarmadan dinlerler, çünkü bunlar dinledikleri bilgilerden yararlanarak, karsısındakini zor duruma sokacak fırsatları yakalamaya çalışırlar.

Yüzeysel dinleme : Bu tür dinleme özelliğine sahip kişiler, konuşanın kullandığı kelimelerin yüzeyinde kalır ve asil altta yatan anlamına ulaşamazlar. Toplumun geleneksel kesimlerinde, açık seçik, doğrudan doğruya iletişim kurmak genellikle ” ayıp ” sayıldığından, kelimelerin altında yatan anlamların anlaşılması beklenir; söylenenleri yüzeysel düzeyde anlayan kişi ” SAF ” biri olarak algılanır.

Psikolojik yapımıza göre belirtilen dinleme türlerinin bir veya bir kaçına sahip olabiliriz. Nasıl bir dinleyiciyim diye kendimize sorduğumuzda, bunu öğrenmek için bir kaç gün dinleme davranışımıza dikkat etmemiz gerekir. Davranışımızı değiştirmeye kalkmadan sadece kendimizi gözleyelim. Dinlediğimiz zaman kaç kez gerçekten dinliyoruz, ya da daha önce söz konusu olan dinleme davranışlarından hangisini gösteriyoruz

NEDEN DİNLEMİYORUZ

Her şeyden önce, günün büyük zamanı dinlemekle geçiyor; sınıfta, evde, toplantıda, is yerinde, yolda, televizyonda, radyoda. O kadar konuşma var ki, bütün bunlara dikkat edilecek olunursa, sinir sistemimiz yorulur. Sinir sistemi kendini korumak için dikkati her zaman yoğun bir odak noktasında tutmaz, ancak ” ilginç ” bulduğu, başka bir deyişle, o anda içinde bulunduğu fizyolojik ve psikolojik gereksinmeler çerçevesinde anlamlı olan noktalara dikkati toplar

ETKİLİ DİNLEMENİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

  1. SÖZEL ENGELLER

a – Konuşmak, tartışmak

b – Farklı sohbetler yapmak,

c – Gereksiz sorular sormak,

d – Konuyu değiştirmek,

e – Konunun etrafında dolanıp durmak,

f – Aşına olunmayan sesler,

g – Karışıklık (Çift anlamlı kelimeler, imalı sözler ve yabancı jargon kullanma),

h – Konuşmanın detaylarına hakim olmama,

i – Konuşmada çok fazla detay olması,

j – Konuşmanın çok uzun olması

  1. DAVRANIŞSAL ENGELLER

a – Göz temasından kaçınma,

b – Sıkılmış bir şekilde bakma,

c – Yanlış sinyaller gönderme: kafa sallama, ayağı ile ritim tutma ve esneme,

d – Devamlı kıpırdanma,

e – Devamlı suretle saate bakma,

f – Kağıtları hışırdatmak,

g – Yanlış yorumlanabilecek hareketler yapma,

h – Kültürel şaşkınlık

  1. PSİKOLOJİK ENGELLER

a – Utangaçlık, sinirlilik,

b – Göz korkutmak,

c – Otoritenin yanlış kullanılması,

d – Kişisel çatışmalar,

e – Önyargılı olma,

f – Adam kayırma,

g – Irk, cinsiyet, yaş ve eğitim seviyesine göre ayrımcılık yapma,

h – Kültürel alışkanlıklar

4 – FİZİKİ ENGELLER

a – Diğer kişiler,

b- Diğer toplantılar,

c – Dışarıdan gelen gürültü ya da müdahaleler,

d -Telefon, bilgisayar ve diğer teknik donanımdan kaynaklanan gürültüler,

e – Yetersiz havalandırma,

f – Aşırı sıcak,

    g – Aşırı soğuk,

h – Rahatsız eden döşeme,

i – Çok uzun süre oturma,

j – Rahat şekilde oturamama

 

DİNLEMENİN ÖNÜNDEKİ YAYGIN ENGELLER :


a – Konuşmaya aşırı değer vermek.

b – Bir konuda odaklanamamak.

c – Zihinsel yorgunluk yaşamak.

d – Klişelere başvurmak.

e – Kişisel duygu yükünü taşımak.

f – Kendisiyle meşgul olmak.

 

DİNLEME BECERİSİNİ GELİŞTİRMEK

Dinlemek randımanını artırmak için, daha önceden hem zihnen, hem de bedenen hazırlanmak gerekir.

Önce elimizdeki meşguliyetleri bir tarafa koymalı, mümkün olduğu kadar konuşmacıya yakın gelmeli, rahat bir şekilde oturmalı, hatta kağıt kalem hazırlayarak, not alabilecek bir vaziyette beklemeliyiz.

Etkin dinleme becerileri empati, kabul, ben dili gibi birçok beceriyle desteklendiğinden, etkili ilişkiler adına daha yapıcı adımlar atılabiliyor. Etkin dinlemeyi kullanmanın da bir zamanı var. Özellikle karşıdaki kişinin sorunu olduğunda ya da çatışma söz konusu olduğunda kullanılması olumlu sonuçlar veriyor; sorunu olmayan bir kişiye etkin dinleme yapılması her durum için gerekli olmayabiliyor. Etkin dinleme becerisinin sorunların ve çatışmaların çözümünde kullanılması için, sorunun kimde olduğunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Resmi bir toplantıya kot pantolonuyla gitme isteyen çocuk kendini sorumlu hissetmiyor. Bu durumda sorun anne babanın oluyor. Bir bebeğin ağlaması, bebeğin açlık ya da alt ıslatma gibi bir sorunu olduğunu gösteriyor. Bu bebeğin ağlama sesinden anne rahatsız olup, kızgınlık belirtileri veriyorsa, bebeğin sorunu, annenin de sorunlu hale geçmesine neden olmuş oluyor. Bu anne, kendinin sesten rahatsız olduğunu duygu olarak ayırt edemeyip, bebeğe sinirli tepkiler verdiğinde ise, anlaşılamayan bebek tepkisini daha da arttırabiliyor ve anne iletişimsizliğine uygun bir başlangıç oluyor. Yetişkinler arasında sıklıkla rastlanan ve kavga olarak adlandırılan iletişim çatışmaları da çoğunlukla anne-bebek arasında olduğu gibi gerçekleşiyor. Üst kattaki komşusunun balkondan aşağı tozları süpürmesinden rahatsız olan bir kimse, bu rahatsızlığımı dile getirmediği süre içinde komşusunu gördüğünde selam vermiyor (pasif olarak saldırıyor) ve üst komşu da bu davranışa pek bir anlam veremeyip, alt komşusunu “soğuk, sevimsiz”olarak değerlendirebiliyor; böylece, iletişim çatışmaları başlayabiliyor ve bir sonraki olayda belki de çok büyük tartışmalar çıkabiliyor. Rahatsızlığı olan alt komşu duygusunun içinde biriktirmeden, “ben dili” adı verilen bir beceriyi kullanarak, üst komşusuna kendi duygularını açsa, sorun iki komşu birbirine karşı olumsuz duygu birikimi yaratmadan çözülebiliyor. Etkili iletişim becerilerinin en önemli yapıtaşlarından biri olan ben dili de kişinin kendi duygusunu olumsuz iletiler vermeden karşıya iletebilmesine dönük, bir davranış biçimi. Onun tam tersi olan çoğu insanın kullandığı “sen dili” ise, karşıdakine olumsuz duygu iletileri veriyor ve etkisiz bir iletişimin sağlanmasına kaynak oluyor. Sen dili ifadeleri karşıdaki kişiyi suçluyor, onun öz saygısını zedeliyor ve kişinin kendi duygularıyla ilgili bilgi vermediği için etkisiz oluyor. Ben dili ifadeleri, kişinin ne düşündüğünü gereksinimlerini ya da neye değer verdiğini belirtiyor ve suçlama, küçük düşürme gibi olumsuz yargı ve değerlendirmeleri içermiyor. Geç kalan çocuğu için endişelenen annenin duygusunu “İki saattir neredeydin?” şeklindeki bir sen dili ifadesi yerine, “Seni gördüğüme çok sevindim, başıma bir şey geldiğinden korktum” şeklindeki ben dili ifadesini kullanması çocuğunun annesinin endişesine tepki vermesine engel olacaktır. Bu tip sen dili iletileriyle yetiştirilen çocukların, “benzeri duygularla yüklü oldukları da belirlenmiş. Ben dilini kullanabilmek, kişinin öncelikle kendi iç dünyasına bir göz atıp, duygusunun ne olduğunu ayırt etme becerisin kazanmış olmasını gerektirir.

Etkin dinleme becerilerinin en büyük düşmanı da insanların sıklıkla kullandıkları “iletişim engeli” niteliği taşıyan davranışlar. Emretme, gözdağı verme, ahlak dersi verme, öğüt verme, mantık yoluyla inandırma, yargılama, eleştirme, suçlama, övme, teşhis koyma, ad takma, gülünç duruma düşürme, sorgulama, güven vermeye çalışma, teselli etme, konuyu değiştirme, şakacı davranma gibi davranışlar tipik iletişim engelleridir. Bu engellerin yarattığı olumsuz duyguların yapıtaşı olduğu bir iç dünyaya sahip olurlar. “Sulugöz” diye ad takılan bir çocuk, kendisini değersiz hisseder. Sürekli “Harika şeyler yapıyorsun” gibi övme biçiminde engellerle karşılaşan bir çocuk, ebeveynlerinin yüksek beklentileriyle karşı karşıya olma duygusunu hissederek kaygılanabilir. “Hiç çalışmıyorsun” yargısıyla yetişen çocuk, kendini yetersiz hissetmenin temelini almış olur. “Aslında, öyle demek istemiyorsun” tanısı koyulan bir çocuk, inanılmama, yanlış anlaşılma, korunmasızlık gibi duygular hissedebilir. “Senin sorumluluğundu; bu işi yapman gerekirdi” sözleri suçluluk duygusu, güvenilmeme, sorunu çözmekten aciz olma duyguları yaratabilir. ” Kotunu giymeyeceksin” gibi emretme engeliyle karşılaşılan çocuk isyankar davranışlar içine girebilir ve kabullenilmediğini düşünebilir. Korkaklık, uysallık, düşmanlık, küskünlük, kişilere bağımlılık, aşağılık duygusu, umursamazlık gibi kişilik özelliklerinin ortaya çıkmasına belirli tip iletişim engellerine sıklıkla maruz kalınması neden olur. Etkin dinleme becerileri kazanan kişiler iletişim engeli koymamayı öğrenirler. İletişim engelleri koyan kişilerin çevrelerindekilerle etkili bir iletişim içinde olmalarına olanak yoktur ve çatışma yaşamaya sıklıkla mahkum olurlar. Etkin dinleme yapabilme ve iletişim engellerine başvurmama, kendi içine bakma cesareti olanların, ancak yaşantılar yoluyla (danışmanlar yardımıyla ya da anne babayı model alarak) öğrenebileceği becerilerdir. Etkin dinleme becerisini kullanmaya kararlı bir öğretmen, daha önce iyi bir öğrenciyken ortaokul son sınıfta sürekli zayıf not alan ve bu durumdan rahatsızlığını dile getiren öğrencisine yardım etmek amacıyla şöyle bir yaklaşımda bulunabiliyorsa, bu öğrenci oldukça şanslı sayılır:

Tam dinleme, sohbetlerdeki dinlemeden bütünüyle farklı bir yaklaşım gerektirir. Onun için birkaç beceriyi edinmek lazımdır: Özellikle dinleyenin gerçekten anladığını gösteren ve konuşana da söylediklerini gözden geçirme fırsatı veren yansıtıcı özetler yapma yeteneği. Sözsüz iletişim becerilerine sahip olmak önemlidir.

Tam dinlemede dinleyicinin fiziksel tutumu da değişiktir. Kimisi arkasına yaslanır, kimisi de bütün dikkatini verebilmek için öne eğilir; fakat her durumda sakin ve rahattır. Konuşana bütün söylediklerinin büyük bir dikkatle dinlendiği mesajını vermek gerekir. Yer ve zamanın söylemek istediklerini söylemesine uygun olduğunu bilmesi de gerekir

 

Dinleyicinin eşit taraflardan birini oluşturduğu sohbetlerin tersine, Dinleme aşaması yöneticinin bilgi alan kişi konumunda olmasını gerektirir. O yüzden köklü bir tutum değişikliği gerektirir ve bunun ilk işareti de dinleyicinin fiziksel duruşundaki değişikliktir. Dinleyici, konuşanın kendini baskı altında hissetmeden, rahatça ifade etmesini sağlayacak şekilde kalmayı bilmelidir.

Dinleyici, karşısındaki kişinin sözlerini özetleyerek, onun söylediklerini ve duygularını anladığını göstermelidir.

Bu özetler, konuşan kişinin söylediği şeyler üzerinde tekrar yoğunlaşmasını ve bunları değiştirmesini yada genişletmesini sağlar.

İyi özetler, Dinleme aşamasının doğal duraklama anlarında yapılmalıdır. En son yapılan özet, konuşan kişinin bu özeti onaylaması halinde araştırma aşamasına geçilmesini sağlayacağı için önemlidir.

 

  1. Fikirleri dinlemek için kendinizi eğitin.Bu “seçici dinleme” olarak bilinir. Kendinize şunu sorun: “Burda anlatılmak istenen nedir?”


2- Konuşmacıyı ve konuyu zihnen kabul etme halini sürdürün.Önyargılardan sakının.


3- Konuşmacının bütün mesajına konsantre olun.


4- Mesajın değişik bileşenlerini birbiriyle bağlamaya çalışın.


5- Aklınızın boş zamanını konuşmacının mesajını analiz etmek için kullanın.Çünkü zihin konuşanın sözleri söylediğinden daha hızlı çalışır.


6- Çok fazla not almaktan kaçının.Kısa notlar alarak hafızanızı daha sonra tazeleyebilirsiniz.


7- Eğer mümkünse konuşanın vücut dilini gözleyin.Kişinin sergilediği samimiyeti, aceleciliği,sinirliliği vb. gibi duyguları belirleyin.


8- Dinlerken sinirli mimiklerden uzak durun. el hareketi yapmamayı,etrafa bakmamayı,dizinizi sallamamayı ve ayağınızı oynatmamayı deneyin

9- Sabırlı olun ve karşınızdaki insanın iletmeye çalıştığı mesajına saygı duyun.

10- Konuşan kişiye dikkatinizi verin, dikkatinizi dağıtacak başka şeylerle ilgilenmeyin.

11- Konuşan kişinin söylediklerini, zaman zaman kendi cümlelerinizle özetleyin ve karşınızdan teyit alın.

12- Önyargısız dinleyin. Herkesten yeni bilgiler edinebilirsiniz.

13- Egonuzu ön plana çıkarmayın. Egosu kuvvetli kişiler, kendilerini konuşan kişiden daha üstün görüp, onun söylediklerini dinlemeyebilir.

14- Konuşan kişinin beden diline dikkat edin. Söylediklerini beden dili tamamlıyor mu?

15- Nasıl söylendiğini değil, ne söylendiğini dinlemeye çalışın.

16- Konuşanın anlattıklarını sonuna kadar hiç araya girmeden dinleyin.

17- Önemli noktaları not alın. Yazmak, dikkatinizi daha kolay toplamanızı sağlayacaktır.

18- Karşı taraf konuşurken onun söylediklerine vereceğiniz cevapları değil onun ifade etmek istediklerini düşünün

19- Konuşmayı bırakın, hem konuşup hem dinleyemezsiniz.

20- Kendinizi konuşmasının yerine koymaya çalışın. Onun bakış açısını, tutum, değer ve geçmişini göz önüne alarak anlamaya çalışın(empatik).

20- Kendinizi ve duygularınızı kontrol etmeye çalışın. Duygusallaşmak ve öfkelenmek yanlış anlaşılabilir.

21- Ortak noktalar, ya da anlaşabileceğiniz konular bulun.

22- Hemen sonuca varmaya yada yorum yapmaya kalkışmayın. Onun sonuç ya da yorumunu yapmasını bekleyin.

23- Daima dinlemeye öncelik verin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s